Okumayı Çok Seven Fare ve Bir Dostluk Öyküsü Kitabı Okuma Sonrası Not Defterinde Kalanlar
“…
Sözcükler Walter’ın zihninde
parıltılı balıklar gibi yüzüyor, ok gibi ileri geri fırlıyorlardı. Ger zaman ne
okuduğunu anlamasa da okurken yaşadığı deneyim, bütün o tasvirler, düşünceler
ve fikirler onu heyecanlandırıyordu.
Duyarlı bir yaratık olduğundan, Bayan
Pomeroy’un yalnızlık içinde olduğunu anlamıştı. Dünya Bayan Pomeroy’u istemiyor
filan değildi, dünyayı istemeyen oydu. Belki “kendi dünyasında” ifadesi, yalnız
demekten daha doğru bir tanımdı.
Pek çok macera yaşamıştı; ama eski
filmler gibi birçoğunu unutuyordu. Bazen de kendi yaşamının bir anlamı var mı,
diye düşünüyordu.
Hayatımın baharı geçti, diye düşündü Walter, çoktan geçti.
Walter, Bayan Pomeroy’un içindeki
yalnızlığı kendi yalnızlığıymış gibi derinden hissediyordu ama bunun için ne
yapabileceğini bilmiyordu.
Ortadan kaybolmadan önce annesi,
nadiren yaptığı bir şey yapmış, Walter’a “olumlu ve umutlu” olmasını nasihat
etmişti. “Umut ruhun üzerine konan tüylü bir şeydir.” Tüylü olan şeyler,
genellikle uçup gider.
Okumayı öğrendiği, daha doğrusu
kendisindeki okuma becerisini fark ettiği günü asla unutamıyordu. Bu bir
öğrenme süreci değil, anlık bir kavrayış durumuydu.
Ama kelimeler Walter’ın içinde müthiş
bir heyecan uyandırmıştı. Bu duygu, neredeyse annesi yuvaya yiyecek
getirdiğinde duyduğu heyecandan bile daha müthişti. Böylesi bir heyecanı
anlatacak bir kelime yoktu. Bir bakıma, macerayla da ilişkili bir duyguydu bu.
Bayan Pomeroy’a karşı duyduğu hayal
kırıklığı o kadar somuttu ki neredeyse tadını alabiliyordu. Acı bir tattı bu.
Onun için endişelenmek ve sempati
duymak gibi duyguların yerini oldukça acımasız duygular almıştı. Walter bir
dakikalığına mantıklı düşünebilseydi, Bayan Pomeroy’un yaşattığı hayal kırıklığının,
ona karşı duyduğu hayranlıktan olduğunu fark edecekti.
Aman Tanrım, diye düşündü, sözcükleri yazıya
dökmek ne kadar zor!.. Neden kelimeleri okumak bu kadar kolayken yazmak bu
kadar zordu? Belki de seçilebilecek bir sürü kelime olduğu içindi.
Walter Bayan Pomeroy’un bankına
yerleşti ve dünyayı incelemeye koyuldu. Çok güzeldi. Keşke yanında bunu
paylaşabileceği biri olsaydı.
“Güzellik sonsuz bir neşedir,” diye
cevap verdi hayali arkadaş. “Bu sözüme güven.”
Sizinle iletişimde olmaktan dolayı heyecanlıyım.
Düşüncelerimizi ve fikirlerimizi paylaşabilir miyiz diye merak ediyorum.
Çocuklar için yazıyorum çünkü
yetişkinlerden hoşlanmam.
Walter, insanların bir sürü nedenden
huzursuz olduğunu düşündü: Aşk, keder, fakirlik ve yalnızlık… Kendisinin de
kederlendiği olmuştu ve yalnızlık hep hayatındaydı.
İnsanların içinde bulunduğu durum
onları öfkeli olmaya mı yönlendiriyor acaba.
İnsanlarla ilgili şeyleri açığa
çıkarmak için hayvanları kullanıyordu bu kitaplar.
Yabancılara karşı misafirperver olun,
Onlar insan kılığında melekler
olabilir.
“Mutlu ailelerin hepsi birbirine
benzer.” “Her mutsuz ailenin ise kendisine göredir mutsuzluk sebebi.”
Sonra da çocuk kitapları dünyasının
derinliklerine doğru araştırmalarına devam etti.
Yaşanan üzüntüler Walter’ı derinden
etkilemişti.
Dünyada yüzlerce, binlerce kitap
vardı ve Walter yalnızca birazını okumuştu. Bir gün gelecek on binlerce kitabı
okumadan, dünyayla ilgili bilgisi tamamlanmadan göçüp gidecekti.
Dünyada yüzlerce, binlerce kitap var
ama ben hiçbir zaman hepsini okumaya başaramayacağım. Yaşlıyım.
Ben de yaşlı ve cahilim ama elimden
geleni yapıyorum.
Cahil mi, diye düşündü, Walter, ama o, dünyada
tanıdığım en akıllı ve aynı zamanda en alçak gönüllü insan.
Sen bunun farkında olmasan da sen de
özelsin ve dünyaya karşı çok cömert bir bakışın var. Herkes böyle değil, inan
bana.
Bahçenin solmuş çiçekleri, dağınık
kahverengi ayrık otlarıyla çok hazin bir görüntüsü vardı.
“Gerçek aşkın yolu pürüzsüz olmaz.”
Annem derdi ki; temizlik imandan gelir.
O sosyal bir canlı değildi.
Daha önce Bayan Pomeroy’a hiç bu
kadar yakın olmamıştı, bu yakınlıktan bayılacak gibi hissetti kendini. Ne kadar
güzeldi. Alışılmış bir güzellik değildi bu; bir şekilde, tanımlayamadığı bir
güzellikti.
Walter’ın kalbi öyle hızlı çarpıyordu
ki, Bayan Pomeroy’un onu duyabileceğinden emindi. Her tarafı seğiriyor,
titriyordu. Daha sonra o anı geride bırakmanın rahatlığıyla düşündüğünde,
seğirmenin ve titremenin bir tür aşk olduğunun farkına vardı.
Sonunda neredeyse ona dokunacak kadar
yakınında oturdu; birlikte kış mevsimine bürünmüş dünyayı seyrettiler.
Uzun bir süre öylece, kışın ortasında,
bir bankta oturan iki arkadaş gibi oturdular.
Bir yazar ve bir okur, bir insan ve bir fare…”
.png)
Yorumlar
Yorum Gönder