Montaigne Denemeler Kitabından Not Defterinde Kalanlar “Çocukluk”
"...
Çocuğun gidişine inmek ve ona
kılavuzluk yapmak, yüksek ve güçlü bir ruh ister. Öğretmen öğrenciye yalnızca
derste geçen sözcüklerin hesabını sormamalı, ayrıca anlamını ve özünü de
sormalıdır; öğrenci yargısını kendi belleğinin kanıtı değil, kendi yaşamında
nasıl yararlanacağı düşüncesine göre vermelidir.
Yenilen bir yemeği olduğu gibi
çıkarmak, sindirim güçlüğünün ve özümlemenin başarısızlığının kanıtıdır.
Öğretmen her şeyi süzgeçten geçirerek öğrenciye aktarmalı, yalnızca kendi
yetkisi ve güvenine dayanarak öğrencinin zihnine bir şey yerleştirmemelidir.
Yalnızca aptallar kendi görüşlerine bağlı kalarak karar alır.
“Öğrenmek kadar kuşkulanmak da hoşuma
gidiyor.”
Ruha düşen daha çok zevkleri koruyup
geliştirmek, onları katılıp karıştırmaktır; yönetim görevi ondadır çünkü. Ruhun
yapacağı bir şey de bence, kendine özgü zevkleri bedene tadabileceği kadar
tattırıp benimsetmek, bu zevklerin ona tatlı gelmesini, yararlı olmasını
sağlamaktır.
Gücümüz azalıp görgümüz arttıkça
zevkimiz daha nazlı, daha titiz oluyor; az şey getirebildiğimiz zaman çok şey
bekliyoruz; seçilmeyi en az hak ettiğimiz bir yaşta daha çok seçme hakkı
istiyoruz. Aşk, karşılıklı duyumlar, uyumlar isteyen bir ilişkidir.
İnsanlar her şeyi başka başka gözler,
başka başka düşüncelerle görürler: Fikir ayrılıklarının asıl nedeni budur. Akıl
ayrı ayrı görüşleri insana nasıl kabul ettiriyor: İki kulplu bir çömlek ister
sağından tut ister solundan.
“Bireysel hakların anısı, toplumsal
anlaşmazlıkların tam ortasında bile kendini gösteriyor.” Bir etkinliğin yalnız
yararına bakarak dürüstlüğü ve güzelliği yanlış değerlendiriyoruz: Eğer yapılan
iş yararlıysa herkesin bunu yapması gerektiği ve dürüst olduğu gibi yanlış
sonuca varıyoruz.
“Her şey herkese eşit biçimde uygun
değildir.”
Biz bu kuşağın hem annesi hem
babasıyız; bize en pahalıya mal olan çocuklarımızdır, eğer iyi bir yanları
olursa bize onur verir. Çünkü çocuklarımızın diğer değerleri, bizden çok onlara
aittir. Bizim kendimize bağlı özgürlüğümüz, sevgiden ve sevgiye bağlı
dostluktan başka, kendine özgü bir şey üretir.
Çocuklar kendilerini bize tanıtma
yeteneği edindiklerinde, gerçek bir sevgi ve düzenli bir duygu onlar için
oluşur. Eğer buna layık olduklarını gösterirlerse o zaman biz de ona gerçek bir
sevgiyle bağlanırız. Doğal eğilimlerimiz akılla birlikte gelişir. Doğal güce
karşın, her zaman akıldan yana oluruz.
Yaşamlarının güzel geçen yarısını,
gençliklerinde kazandıkları zaferlerle yaşadılar. Zamanını iyi kullananlar
için, bilgi ve deneyim yaşamla birlikte artar. Bize ait olan canlılık,
çeviklik, sağlamlık ve diğer nitelikler daha önemli ve daha temel oldukları
halde solar, yavaşlar.
Zalimler seni ölüme mahkûm ettiler,
dedikleri zaman: Tabiat da onları, demişler. Ölüm başka bir hayatın kaynağıdır.
Bu hayata gelirken de ağladık, eziyet çektik; bu hayata da eski şeklimizden
soyunarak girdik. Başımıza bir defa gelen şey büyük bir dert sayılamaz. Aristo,
Hypanis ırmağının suları üstünde bir tek gün yaşayan küçük hayvanlar
bulunduğunu söyler.
Ölümden hayata geçerken duymadığınız
kaygıyı, hayattan ölüme geçerken de duymayın. Ölümünüz varlık düzeninin, dünya
hayatının şartlarından biridir. “İnsanlar yaşatarak yaşar birbirini ve hayat
meşalesini, birbirine devreder koşucular gibi.”
Ölmek, yaradılışınızın şartıdır; ölüm
sizin mayanızdadır: Ondan kaçmak, kendi kendinizden kaçmaktır. Sizin bu tadını
çıkardığınız varlıkta hayat kadar ölümün de yeri vardır. Dünyaya geldiğiniz gün
bir yandan yaşamaya bir yandan ölmeye başlarsınız.
“Doğumla ölüm başlar; son günümüz
ilkinin sonucudur.”
Ömrünüzün her günkü işi, ölüm evini
kurmaktır. Hayattan sonra ölümdesiniz ama hayatta iken ölmektesiniz. Ölümün,
ölmekte olana ettiği ise, ölmüş olana ettiğinden daha acı, daha derin, daha can
yakıcıdır. Hayattan edeceğiniz karı ettiyseniz, doya doya yaşadıysanız, güle
güle gidin.
Hayat kendiliğinden ne iyi ne
kötüdür: Ona iyiliği, kötülüğü katan sizsiniz. Bir gün yaşadıysanız, her şeyi
görmüş sayılırsınız. Bir gün bütün günlerin eşidir.
“İnsan kendini saran çemberin içinde
döner durur.”
“Sene hep kendi izleri üstünde
dolanır.”
Dünyayı size bırakıp gidenler gibi,
siz de başkalarına bırakıp gidin.
“Kaç yüzyıl yaşarsanız yaşayın, ölüm
yine ebedi olacaktır.”
Ölüm size ne sağken kötülü keder ne
ölüyken: Sağken etmez çünkü hayattasınız; ölüyken etmez çünkü hayatta
değilsiniz. Hiç kimse vaktinden önce ölmüş sayılmaz çünkü sizden arda kalan
zaman da sizden önceki zaman gibi sizin değildir: Ondan da bir şey kaybetmiş
olmuyorsunuz.
Hayatın değeri uzun yaşanmasında
değil, iyi yaşanmasındadır: Doya doya yaşamak yılların çokluğuna değil, sizin
gücünüze bağlıdır.
“Ömrün bitince, her şey de seninle
yok olacak.”
Öldüğünüz zaman yaşınızı doldurmamış
da olsanız, hayatınızı doldurmuş oluyorsunuz. İnsanın küçüğü de büyüğü gibi bir
insandır. İnsanların ne kendileri ne de hayatları arşınla ölçülmez. Birisi
Thales’ e; madem yaşamak boş niçin ölmüyorsun? Diye sormuş, o da: İkisi bir de
onun için, diye cevap vermiş.
Yorgunluğu yapan son adım değildir;
son adımda yorgunluk sadece meydana çıkar. Bütün günler ölüme gider; son gün
varır.
.png)
Yorumlar
Yorum Gönder